SİYASETİN OLMAYAN SİHİRLİ DEĞNEĞİ

Gıda fiyatlarındaki artış her zaman geniş halk kitlelerinin geçim sıkıntısını artırıyor. Siyasi hayatımıza “mutfakta yangın” olarak giren gıda fiyatlarındaki artışı engellemek hükumetler için öncelikli konulardan biri olagelmiştir.
Örneğin 1929 yılında, Ekim ayında ABD borsasının dibe vurmasıyla başlayacak Büyük Buhran öncesinde Türkiye’de gıda fiyatları artıyordu. Gazeteler, çeşitli uzmanların görüşlerine başvurup, özellikle ekmek ve et fiyatlarının nasıl düşürüleceğine dair tartışmaları gündeme getiriyordu.
15 Mayıs 1929 tarihli Milliyet gazetesinin ilk sayfasındaki “Ekmek ve Et” başlıklı haberde, İstanbul’daki ekmek ve et fiyatlarının ucuzlatılması için Dâhiliye vekâletinin çalıştığı belirtiliyor: “Hayat pahalılığı ve bilhassa et ve ekmek fiyatları hakkında İstanbul gazetelerinin neşriyatı Dâhiliye vekâletinin nazarı dikkatini celp etmiştir. Dâhiliye vekili Şükrü Kaya Bey Ankara’nın planı münasebetiyle yakında buraya gelecek olan İstanbul Şehremini ile müdavele-i efkâr etmek (fikir alışverişinde bulunmak) ve bu meselelerle ciddi surette meşgul olmasını kendisine tavsiye etmek kararındadır.”
Haberin devamındaki ifadeler, bakanlık ile belediye arasında bir sorun olduğu ya da olabileceği izlenimi uyandırıyor: “Dâhiliye vekâleti yaptığı tahkikat neticesinde İstanbul’da ekmek fiyatının daha ziyade ucuzlayabileceğine kanidir. Et meselesinde de mezbaha gibi Emanet (Belediye) müesseselerinin eti pahalılandırmaya değil bilakis ucuzlatmaya hizmet etmesi lazım geldiği ve Emanetin pahalılık karşısında kârdan vazgeçmesi zaruri olduğu kanaatindedir. Her halde bu gibi meselelerle emanet iktisat teşkilatının alakadar olmadığı hayat pahalılığı ile daha esaslı surette meşgul olması lazım geldiği fikri hâkimdir.”
Oldukça sert mesajlar içeren bu haberin ertesi günü, aynı gazete konuyu yine birinci sayfasında işler. 16 Mayıs 1929 tarihli Milliyet’te yer alan “Pahalılığa Karşı Mücadele Başlıyor” başlıklı haberde bakanlığın pahalılığa karşı İstanbul’da bir komisyon kurmaya karar verdiği belirtiliyor: “Bu komisyon, Haziran iptidasında şehrimizde toplanacaktır. Komisyon Mezbaha resmini makul bir hadde indireceği için et fiyatında 15 kuruş tenezzül (indirim) olması muhtemeldir. Ekmek fiyatında da 2 kuruş tenzili cihetine gidileceği anlaşılıyor.”
Haberin devamında İstanbul Ticaret Borsası kimyageri Nurettin Bey’in de katılımıyla ekmek meselesi hakkında bir toplantı yapıldığı da belirtiliyor.
1940’larda İkinci Dünya Savaşı dolayısıyla daha büyük bir sorun haline gelen gıda enflasyonu Milli Koruma Kanunu ile denetim altına alınmaya çalışılır. Millî Korunma Kanunu, 1940 yılının ilk ayında çıkan bir kanun ve hükumete fiyatları saptama, ürünlere el koyma ve hatta zorunlu çalışma yükümlülüğü getirme yetkileri veren bir kanun.
İkinci Dünya Savaşı dönemindeki kadar olmasa da 1950’lerin ikinci yarısında tekrar yaşanmaya başlayan fiyat artışları dolayısıyla Milli Koruma Kanunu, 1956 yılında Menderes hükumeti tarafından yeniden getirilir. O yıllarda genellikle Demokrat Parti hükumetini destekleyen Nasreddin Hoca isimli mizah dergisi konuya kapağında yer verir ve Milli Koruma Kanununun hayat pahalılığı sorununu çözeceğini belirtir.
Türkiye 1912 yılında başlayan ve tam on yıl süren zorlu savaşlar zinciri sonunda korkunç bir yokluk ve pahalılık yaşadı. 1923 yılında Cumhuriyetin kuruluşu sonrasında ise henüz toparlanamadan ABD’de başlayan ve tüm dünyayla birlikte bizi de etkileyen Büyük Buhranla yeni bir sorunlu döneme girildi. 1924’te başlayan özel teşebbüse ağırlık veren kalkınma modeli, 1930 sonrasında, ta 1980’lerin ortasına kadar sürecek karma ekonomik modele döndürüldü. Bazı iktisatçılar, 1908 yılındaki refahın ancak 1950’lerin ortasında yakalanabildiğini belirtir.
1960’taki 27 Mayıs Darbesi, 1980’deki 12 Eylül Darbesi Türkiye’nin bir yokluklar ülkesi olarak anılmasının antidemokratik nedenleri oldu. Tabii bu nedenlere 1970’li yılların istikrarsız siyasi ortamı, terör olayları ve Kıbrıs savaşını da eklemek gerek. 1980’lerde başlayan dışa açık büyüme modelinin ülkeyi dönüştürmesine vakit kalmadan, ayrılıkçı terör ve 1990’lar boyunca sürerek ülkeyi tarihimizin en büyük krizine doğru götüren koalisyonlar dönemi yaşandı.
2000’lerin başındaki derin kriz sonrası başlayan refah artışıyla elde edilen kazanımlar ise son yıllarda yaşanan Pandemi ve savaş gibi küresel sorunların tehdidine maruz kaldı. Son yılların enflasyonla kararlı mücadelesi ise büyümede yavaşlama, borçlanma maliyetlerindeki artış, KOBİ’ler üzerinde yarattığı baskı gibi çözümü zor sorunlar doğuruyor.
Keşke pahalılıkla mücadele, yazımızın görseli olan naif karikatürdeki kadar kolay olsa diye düşünmeden edemiyorum… Keşke karikatürdeki gibi, hükumetin alacağı “kâr haddi” kararı ve Milli Koruma Kanunu pahalılığı bitirebilecek sihirli değnekler olsa…