BİR ASIR ÖNCE İSTANBUL’DA UN TRÖSTÜ

Rekabet, serbest ticaretin var olabilmesi için ön şartlardan biridir. Eğer herhangi bir piyasa oyuncusu, herhangi bir nedenle rekabet edilemez hale geldiyse yeni oyuncuların oluşması ve dolayısıyla da fiyatların piyasada serbest bir biçimde belirlenmesi imkânsız hale gelir.
Söz konusu olan gıda, özellikle de temel gıda maddeleri olduğunda ise devletin piyasaya müdahalesinin en haklı olduğu alanlara geliriz. Birinci Dünya Savaşı yıllarında tüm Türkiye’de özellikle de İstanbul’da yaşanan gıda sorunu öyle boyutlara varmıştı ki, yıllarca unutulmadı.
Sorun Mütareke İstanbul’unda da sürdüğü için hükumet ekmek üretimi için beş değirmenci ile arasında bir mukavele imzalamıştı. Değirmenciler Mukavelesi olarak tarihe geçen bu anlaşma ile ekmek fiyatlarının makul düzeyde tutulması hedeflenmiş ancak pek de başarılamamıştı. Doç. Dr. Necati Çavdar’ın konuyla ilgili “Mütareke Dönemi’nin İlk Aylarında İstanbul’da Ekmek Meselesi” başlıklı makalesinde ilginç bilgiler var; meraklısına tavsiye ederim.
Değirmenciler Mukavelesinin taraflarından biri olan Kozmato Efendi adlı dönemin önemli değirmencilerinden biriyle ilgili, 1924’te yayınlanmış bir karikatür ve 1929’da yayınlanan bir haber rekabetin korunmasının önemi hakkında fikir veriyor.
İlk olarak Karagöz dergisinde 15 Ekim 1924 tarihinde yayınlanan karikatürü ele alalım. Ekmek fiyatlarını etkileyen en önemli hammadde un hakkındaki “İstanbul Ekmeği Kimin Elinde?” başlıklı bir karikatürde dönemin Belediye Başkanı Emin Bey, kalantor bir un tüccarına dil dökerken çizilmiş. Un çuvallarının üstünde, dev boyutlarda çizilen un tüccarı, Emin Bey’i yukarıdan, kibirli bakışlarla süzüyor.
Arka planda yeterli beslenemedikleri için zayıflamış İstanbulluların arasında Karagöz ve Hacivat da görülüyor. Emin Bey, tüccarın haşmetinden etkilenmiş gibi önünde hafifçe eğilmiş, ellerini ovuşturarak adeta yalvarıyor:
“Şehremini – Yapma çorbacı, etme çorbacı, gel şu dediğim fiyata razı ol da fakir fukaraya ucuz ekmek yedireyim!”
Karagöz ise, Emin Bey’i hem söyledikleri hem de durumu için eleştiriyor ve un üreteceğine Belediyenin parasını dönemin lüks otellerinden Tokatlıyan’daki ziyafetlerde harcadığını söylüyor:
“Karagöz – Kozmato’ya dil dökeceğine onun yerine sen geç! Emanetin milyonlarca lirasını Tokatlıyan ziyafetlerinde harcayacağına bunu düşün!”
Konuyla ilgili aktarmak istediğim haber ise 21 Kasım 1929 tarihli Akşam gazetesinden. “Değirmenciler bir tröst teşkil ediyorlar” başlıklı haberde fotoğraf olarak “Ayvansaray’da Kozmato’nun Değirmeni” kullanılmış. Haberde değirmenlerin aralarında yaptıkları bir anlaşma dolayısıyla un fiyatlarının artabileceği vurgulanırken, İstanbul Ticaret Borsasının konuya eğilmesi gerektiği vurgulanıyor:
“Şehrimizde bulunan değirmenler kendi aralarında bir tröst teşkiline başlamışlardır. Bu tröste iştirak edenler ortadaki rekabeti kaldıracaklardır. Tröst bu suretle fiyatları tezyit (artırma) ve fiyatlar üzerinde bir birlik temin edecektir. (…) Bu hususta elde ettiğimiz malumata göre tröst Anadolu’dan buraya gelen buğdayların ne surette öğütüleceğini de tayin edilmiştir. (…) Tröst komisyonu bu hafta içinde birkaç içtima yapacak ve sonra faaliyete başlayacaktır.
Zahire Borsası Komiserliği henüz bu teşebbüsle alakadar olmamaktadır.”
Bu noktada Türkiye’de rekabet hukukunun bir kanunla düzenlenmesinin ancak 1994 yılında olduğunu ve Rekabet Kurumunun da bu kanuna istinaden kurulduğunu hatırlatalım. Daha öncesinde ise bu gibi suistimaller belediyeler, ticaret odaları ya da zahire borsaları aracılığıyla önlenmeye çalışılırmış.
İsmail Şen