BAŞARI, FIRSAT HAZIRLIKLA BULUŞTUĞUNDA GELİR


Sık sık kararlılık ve tereddütsüzlük vurgusu için kullanırız, “Amasız, fakatsız” diye başlar, ne söyleyeceksek sıralarız.

Netlik, kesinlik deyince de Aristoteles’in üçüncü halin imkânsızlığı ilkesinden ilhamla rahmetli Süleyman Demirel’in ağzına pelesenk olmuş meşhur sözü geliyor aklıma:

“Bir şey vasa vadır, yoksa yoktur. Var mı bunun başka bi izahat tarzı?”

Oysa belki de gereğinden fazla esnek bir siyasetçi olarak Süleyman Bey’in de bildiği gibi siyaset de hayat da karmaşıktır ve netlik de tereddütsüzlük de oldukça nadirdir.

Hemen her olayın veya olgunun, herkes için olumlu ve olumsuz tarafları vardır.

Örneğin Gümrük Birliği Anlaşmasının Türkiye’ye etkilerini düşünelim.

Gümrük Birliği, Türkiye’nin ihracatının artmasını böylece Avrupa’nın tedarikçilerinden biri olmasını sağladı…

Diğer taraftan kapsamının darlığı ve AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmaları ülkemizin potansiyeline ulaşmasını engelliyor.

Örneğin Gümrük Birliği Anlaşmasının işlenmemiş tarım ürünlerini kapsamaması meselesini ele alalım. Birçok tarım ürünümüz yüksek gümrük duvarlarına bu nedenle maruz kalıyor ve rekabet dezavantajı yaşıyoruz.

Diyelim ki, işlenmemiş tarım ürünleri de Gümrük Birliği’ne dâhil edildi…

Ne olur?

Türkiye birçok tarım ürününü zaten AB’ye ihraç ediyor. Bu ürünler de Gümrük Birliği kapsamına girerse:

- Gümrük vergileri ve kota engelleri azalır.

- Daha öngörülebilir ticaret ortamı oluşur.

- İhracat hacmi artabilir.

- Bu durumda özellikle fındık, kuru kayısı, zeytinyağı, yaş meyve-sebze, organik ürünler, coğrafi işaretli ürünler avantajlı olabilir…

- AB ile tam entegrasyon, ayrıca, gıda güvenliği standartlarını yükseltir, tarımda dijitalleşmeyi hızlandırır, sözleşmeli üretimi güçlendirir ve AB fonlarına erişim imkânı doğurabilir.

- Türkiye fiyatla değil kaliteyle yarışır, bu durum katma değerli üretimi teşvik eder, coğrafi işaretli ürünlerin görünürlüğü artar, tarımda “ucuz üretici” algısı kırılabilir…

Güzel değil mi?

Ama bunlar madalyonun bir yüzü. Bir de diğer yüzü var:

- AB’de çiftçiler CAP (Ortak Tarım Politikası) kapsamında yüksek destek alıyor. Türkiye’de ise destekler görece daha sınırlı.

- Türkiye’de gübre ve yem pahalı, enerji ve finansman maliyetleri yüksek… Tüm bunlar da rekabetçi bir üretim ortamının oluşmasını zorlaştırıyor.

- Bunların sonucunda, AB ürünleri Türkiye pazarına daha rekabetçi fiyatla girebilir ve küçük üretici zorlanabilir.

Kısa soru:

Gümrük Birliği’ne işlenmemiş tarım ürünlerinin dâhil olması Türkiye için faydalı olur mu?

Kısa cevap:

Evet, ama:

- Aynı anda tarımda yapısal reform yapılırsa…

- Üretim maliyetleri düşürülürse…

Destek sistemi güçlendirilirse…

Hayır, fakat:

- Mevcut kırılgan yapı korunursa…

- Küçük üretici korunmazsa…

- AB sübvansiyonlarına karşı denge kurulmazsa…

Velhasıl, en iyisini umsak da en kötüsüne hazırlıklı olmalıyız…

Son söz: Başarı, fırsat hazırlıkla buluştuğunda gelir.

İsmail Şen