İstanbul Ticaret Borsası

 

  • BAŞARI HİKAYELERİ
  • ÖMER TEKİNASLAN
Başvuru Yapan: Gerçek Kişi

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. Gereğini arz ederim.


T.C. Kimlik No (*)

:     


Ad Soyad (*)

:     


E-Posta (*)

:     


Telefon (*)

:     


Faks (*)

:     


Geri Dönüş Tercihiniz

:    


Adres (*)

:     



İstenilen Bilgi / Belge (*)

:     


(*) Zorunlu alanların doldurulması gerekmektedir.

Başvuru Yapan: Tüzel Kişi

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. Gereğini arz ederim.


T.C. Kimlik No (*)

:     


Ad Soyad (*)

:     


E-Posta (*)

:     


Telefon (*)

:     


Faks (*)

:     


Geri Dönüş Tercihiniz

:    


Adres (*)

:     



İstenilen Bilgi / Belge (*)

:     


(*) Zorunlu alanların doldurulması gerekmektedir.

    Ömer Tekinaslan

    İstanbul Ticaret Borsası’nda 14. Kasaplık ve Canlı Hayvan Meslek Grubu Meclis Üyesi Ömer Tekinaslan, sektörde en eski firmalardan birine sahip. Ömer Tekinaslan, sektöre 1977’de Canlı Hayvan Borsası henüz Sütlüce’deki tesislerde hizmet verirken girmiş. Burada komisyonculuk  yapan Tekinaslan, Canlı Hayvan Borsası, Aydınlıköy’deki yeni tesislerine taşındıktan sonra bir süre daha komisyonculuğa devam etmiş.

     

     

    Sütlüce ’de işlem hacmi büyüktü

     

    Komisyonculuk işlerinin iyice dağıldığını belirten Tekinaslan, “Bunun ardından, kesimlik kısmına geçtim. Şu anda İstanbul dışından canlı olarak hayvanı alıp, buradaki mezbahalarda kestirip, toptan olarak satmaya başladık” diyor. Komisyonculuk işinin nasıl yapıldığı hakkında bilgi veren Tekinaslan, “Komisyonculuk önceden şöyleydi. Köylü canlı hayvanı getirir, komisyoncu onu alıcı ile toptancı kasaplar ile buluşturup, satışı yapmasına yardımcı olurdu” şeklinde konuşuyor. “Sütlüce’de iken” diyor Tekinaslan, “bu iş çok güçlüydü. Borsa çok büyük bir işlem hacmine sahipti. Borsada haftanın üç günü satış olurdu ve her satış gününde  ortalama, 30.000 - 40.000 küçükbaş, 10.000 - 15.000 büyükbaş satışı yapılırdı. Bu kadar et İstanbul’a ve dünyaya satılırdı. Sonra Haliç’in temizlenmesi için borsa ve mezbaha buradan Tuzla Aydınlıköy’e taşındı.”

     

    Artık daha az hayvan geliyor

     

    Borsa ve mezbaha Aydınlıköy’e taşınmasından sonra rakamların gittikçe düşmeye başladığına dikkat çeken Tekinaslan, “Bu arada üreticiler, maliyetler sebebi ile yerinde kesmeye başladılar. Mevzuat da buna elverir hale geldi. Böylece İstanbul için hayvan satış sayıları günden güne düştü” tespitinde bulunuyor. İşlerin düşmüş olmasına rağmen Canlı Hayvan Borsası’nın sektördekilere önemli avantajlar sağladığına işaret eden Tekinaslan, şunları söylüyor: “Her ne kadar işler düşse de, bugün için Borsa bizim gibi iş yapanlar için önemli avantajlar sağlıyor. Gerek stopaj olsun, gerek hayvan barındırma olanakları olsun büyük faydalar sağlıyor. Borsa satış konusunda da önemli rahatlıklar sağlıyor. Dolaşmadan hayvana ulaşırsın. Hemen mezbahaya götürüp kestirirsin. Tüm bu avantajlarına rağmen, ne kadar iyi bir tesis olursa olsun, hayvan varlığı bu kadar az olduğu müddetçe maalesef Borsa’nın bu büyüklüğünün karşılığını vermesi mümkün değil.”

     

    Kuzu zamanı, orta da kuzu yok

     

    Borsanın ve sektörün en büyük sıkıntısının canlı hayvan mevcudunun yetersiz olması olduğunu ifade eden Tekinaslan, sıkıntının bugünlerde çok daha belirgin olduğuna dikkat çekiyor. Tekinaslan, “Büyükbaş kadar, küçükbaşta da bu sıkıntı var. Küçükbaşın da az olması önemli bir konudur. Şu anda süt kuzusu zamanı, ama süt kuzusu dahi gelmemeye başladı. Çok az geliyor ama bu bizim beklediğimiz miktarlarda değil. Bu durum doğal olarak fiyatları yükseltiyor” diyor. Tekinaslan şunları söylüyor: “Şu anda canlı 19,00 TL, karkas ise 35,00 TL - 36,00 TL gibi bir rakama ulaştı. Normalde büyükbaş ve küçükbaş arasında, daha önceki yıllarda büyükbaş fiyatları daha fazlaydı. Şu anda küçükbaş danayı geçti, dana karkas şu anda 28,50 TL, kuzu karkas 35,00 TL - 38,00 TL. Özellikle kuzu mevsiminde bu fiyatın yükselmesi daha da dikkat edilmesi gereken bir durum. Kuzu döneminde kuzunun az olması önemsenmeli. Küçükbaş ve büyükbaş farklı görünseler de birbirlerini ikame eden ürünler olduğu için fiyat artışı büyükbaşı da tetikleyecektir. Önümüz Ramazan Bayramı, sonrasında Kurban Bayramı gelecek ve hayvan mevcudu sıkıntı yaratacaktır.”

     

     

    İhracat yapıyorduk, ithalat yapar olduk

     

    Hayvancılığın tarım içindeki payı yüzde 25’lerde iken, dünyadaki payının yüzde 60-70’lerde olduğuna işaret eden Tekinaslan, “Önceki yıllarda bu oran daha yüksekti. Demek ki biz, hayvancılık sektörümüzü gittikçe geriletmişiz” iddiasında bulunuyor. Tekinaslan, 1970’lerde ve 80’lerde et ihracatı yaptıklarını kaydederek, “Evet, et ihraç ediyorduk. Sütlüce de günde 35.000 küçükbaş, 10.000 büyükbaş satılır ve kesime giderdi. Küçükbaşın da nerede ise yarıdan fazlası ihracata giderdi. Şu anda ithalat yapıyoruz, yaptığımız ithalat bile bize yetmiyor. Ama ister istemez ithalat yapılıyor. Kesinlikle çözüm değil. Ancak kısa vadede mecbur kalınıyor” açıklamasında bulunuyor.

     

    Hayvancılık devam etmeli

     

    Hayvancılıkta ithalat yapılmasının, yetiştiriciler bakımından “Kendi bindiği dalı kesmek” anlamına geldiğini belirten Tekinaslan, şunları söylüyor: “Hayvancılık yapılmalı, devam etmelidir. Çünkü protein ihtiyacı başta olmak üzere bağlı birçok sektör yaratması veya sektörlere destek vermesi bakımından dikkate alınmalıdır. Gıda, yem sanayii, süt ve süt mamulleri, dericilik, tekstil, veterinerlik gibi birçok yana dalı destekleyen ve varoluşunu sağlayan bir yapıdır hayvancılık. Bütün bunlarla birlikte düşündüğünüzde, hepsi zaten emek yoğun sektörlerdir ve çok önemli düzeyde istihdama ve dolayısı ile ekonomiye katkı yapmaktadır.” Türkiye’de yıllık bazda kişi başına 19 kg et, 170 kg süt tüketildiğini açıklayan Tekinaslan, gelişmiş ülkelerde bu oranın sırasıyla 80 kg ve 350 kg olduğuna dikkat çekiyor. Tekinaslan, “Arada uçurum var. Tüketim arttırmak için öncelikle üretimi arttırmak gerekir. Hayvan varlığı artacak, et üretimi artacak ki, herkes gelir düzeyine göre rahatça et tüketebilir hale gelsin. Bunun için damızlık hayvanları elimizde tutabilmemiz gerekiyor” diyor.

     

    Çare, topyekûn çalışma

     

    Tekinaslan, hayvancılığın gelişimi için top yekûn bir çalışma yapılması gerektiğini kaydederek, bu amaçla üretim alanlarının planlanması, üreticinin desteklenmesi ve eğitilmesi gibi uzun vadeli tedbirlerin alınmasının şart olduğu vurguluyor. “Doğu ve Güneydoğu’da” diyor Tekinaslan, “hayvanlar halen meralarda kendi halinde yetişiyor. Hastalıklara açık. Et verimini arttıracak beslenme ve dinlenme ortamını yeterince bulamıyor. Oysaki bu tamamen bilimsel yöntemlerle, hayvanın doğumundan kesimine kadar planlanmalıdır. Entansif üretim yöntemleri ile et verimini arttıracak teşvik ve tedbirler alınmalıdır.”

     

    Devlet üzeri ne düşeni yapıyor

     

    Devletin hayvancılığın geliştirilmesi için üzerine düşeni yaptığını, krediler ve mera destekleri verdiğini, üreticinin tesisine kadar veteriner gönderdiğini anlatan Tekinaslan, işlerin neden ters gittiğini üreticinin mantığını anlatan bir cümleyle özetliyor: “Üretici, damızlık hayvanı bile kesime gönderiyor.” Ömer Tekinaslan, bunun sebebini de, “Çünkü bu hayvanı beslemek, bakımını sağlamak büyük bir maliyet. Bu maliyeti karşılayamayınca mecburen kesiyor” şeklinde açıklıyor. Hayvanların kayıt altına alınması sürecinde aksaklıklar yaşandığını belirten Tekinaslan, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Hayvan kesilirken, el değiştirirken kayıt ortamından çıkabiliyor. Tarım Bakanlığı kayıtlarında halen var görülen hayvan, kesilmiş veya el değiştirilmiş olabiliyor. Yani kayıtlardan düşürülmesi gerekirken, atlanıyor, unutuluyor gibi durumlar olabiliyor. Özellikle Kurban Bayramı’nda bu kayıtlar ile ilgili önemli problemler olabilir.”

İstek, öneri, memnuniyet ve şikayetlerinizi belirtiniz.