İstanbul Ticaret Borsası

 

  • BAŞARI HİKAYELERİ
  • ZEKİ ASLAN
Başvuru Yapan: Gerçek Kişi

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. Gereğini arz ederim.


T.C. Kimlik No (*)

:     


Ad Soyad (*)

:     


E-Posta (*)

:     


Telefon (*)

:     


Faks (*)

:     


Geri Dönüş Tercihiniz

:    


Adres (*)

:     



İstenilen Bilgi / Belge (*)

:     


(*) Zorunlu alanların doldurulması gerekmektedir.

Başvuru Yapan: Tüzel Kişi

4982 Sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu gereğince istediğim bilgi veya belgeler aşağıda belirtilmiştir. Gereğini arz ederim.


T.C. Kimlik No (*)

:     


Ad Soyad (*)

:     


E-Posta (*)

:     


Telefon (*)

:     


Faks (*)

:     


Geri Dönüş Tercihiniz

:    


Adres (*)

:     



İstenilen Bilgi / Belge (*)

:     


(*) Zorunlu alanların doldurulması gerekmektedir.

    Zeki Aslan

    İSTİB Yönetim Kurulu Üyesi Zeki Aslan, 12 Eylül öncesi üniversitelerde yaşanan anarşi olayları sebebiyle okumayı yarıda bırakarak çalışma hayatına geçmiş. Oysa Tunceli Bozat’ta doğup da Bergama’da eğitimine başlayan ve üniversite için İstanbul’a gelen genç adamın bambaşka hayalleri varmış. Aslan, üniversitede matematik bölümünden ayrılınca gıda sektöründe bir şirkette çalışmaya başlamış. 1987 yılında ise Rami Gıda Çarşısı’nda kendi işini kurmuş. 2005’ten bu yana ticarî faaliyetlerini Mega Center’da sürdüren Aslan, otel, kafeterya, restoranlara yönelik gıda maddeleri tedariki yapıyor.

     

     

    Yetenekli insanlar desteklenirdi

     

    Zeki Aslan’ın o dönem ortaya koyduğu dürüst ve çalışkan tavır, çevresi tarafından sevilmesini sağlamış. Müteşebbis yeteneğini fark eden patronu da kendi işini kurmasını desteklemiş. O günleri şöyle anlatıyor Zeki Aslan: “O zamanki müteşebbis esnaf dediğimiz insanlar, gayret içerisinde olan yetenekli insanlara hakikaten destek veriyorlardı. Onların desteğiyle orada bir yer elde etmeye çalıştım, küçük bir dükkân. Bu küçük dükkânda hayallerimizi gerçekleştirmeye başladık.”

     

    İyilik yap, iyilik bul

     

    Zeki Aslan’ın bu dükkan ile başlayan ticari hayatı kısa zamanda ihracat yapmaya kadar yükselmiş. İhracatçı olmasını sağlayan ise, her zamanki gibi insanlara yardım etme tutkusu imiş. Dükkanın önünden geçen ve o an yardıma ihtiyacı olan bir insana el uzatması, onun da Aslan’ın elinden tutmasına sebep olmuş. Çünkü oradan geçen kişi, ihracatçı imiş ve sempati duyduğu bu genç insandan mal almaya başlayarak büyümesini ve ihracat yapmasını sağlamış. Zeki Aslan’ın gıda sektörünü seçmesinin sebebi ise, tamamen bu sektörünün içinde büyümüş olması. Özmen Gıda’da işe başlayan Aslan, “Çalıştığım grubun içerisinde tabiî ki başka alanlar da vardı, ama ben tercihimi hep gıdadan yana, yağ üzerine yaptım” diye anlatıyor.

     

    Özal, Türkiye’nin şansı idi

     

    80’li yıllarda ticarete başlayan Zeki Aslan, o yılları sadece kendisinin değil Türkiye’nin de dönüm yılları olarak nitelendiriyor. Türkiye’nin içe kapalı ekonomiden ihracat odaklı ekonomik politikalar uygulamaya geçişinin ticareti canlandırıp müteşebbisleri teşvik ettiğini kaydeden Aslan, şöyle diyor: “12 Eylül darbesi olduktan sonra Turgut Özal Başbakan Yardımcılığına gelince millette beklenti oluştu. Kimse o yılların yüksek enflasyonuna bakmadı, işine öyle bir sarıldı ki… 70’li yıllar ile 80 arasındaki durağanlıktan anormal bir iş yapma sürecine girildi. Türkiye’nin her tarafında konfeksiyonculuk gibi sektörler yayılmaya başladı.” Toplum için beklenti ve güven duygusunun önemli olduğuna değinen Aslan, “Türkiye’nin şansı Özal oldu. Çünkü tüccarlar, ticaret yapanlar doğrudan kendisiyle görüşebiliyordu. O da soruyordu: Biz böyle yapıyoruz, şöyle kararlar alıyoruz, ama piyasa ne durumda, insanlar ne durumda, diyordu. Reel sektörden geri dönüş alıyordu. Özal’a ön yargılı olanlar onun o atılımcılığını gördükten sonra, yanında olmaya başladı” diyor.

     

    Çuvaldan ambalajlı satışa

     

    Zeki Aslan 1980’li yıllardan 2015 yılına kadar gıda sektörünün kat ettiği mesafeyi, çuvalla satılan pirinçten ambalajla satılan AB standartlarındaki ürünlere geçiş şeklinde özetliyor. Aslan, gıda sektörünün hantal yapıdan kurtulmasının ve gelişmesinin hikayesini şöyle anlatıyor: “Pirincin veya diğer gıda maddelerinin 100-120 kilo çuval içerisinde satıldığı bir süreçten daha detaylı, daha anlaşılabilir, gramajı belli, Avrupa standartlarına uygun bir yapıya geçildi. O dönem Özal, onların gerisinde kalmamak için batılılaşmaya hız verdi. Ama Avrupalılar da geriydi: Baharatı kilo ile gönderiyorduk, 20 kilo ondan, 30 kilo bundan, 100 kilo şundan diye sipariş ediyorlardı.”

     

    Bize ‘Metro kurun’ dedi

     

    Turgut Özal’ın Türkiye’ye perakende devi Metro’yu getirirken, Rami Gıda Çarşısı’nı Adnan Kahveci vasıtasıyla toplayıp konuştuğunu aktaran Zeki Aslan, orada söylediklerini şu cümleyle özetliyor: “Gelenlere, biz bu süreci başlatıyoruz, buraya Metro geliyor, bunu örnek alıp sizler de bir Metro oluşturmaya çalışın diye telkinde bulundu.”

     

    KOPUZ BORSA İÇİN BÜYÜK BİR ŞANS

     

    Zeki Aslan, Başkan Ali Kopuz’un TOBB Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmasının İSTİB için çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. İSTİB’in üyelerine ve sektörlerine yönelik çalışmalarının çok iyi gittiğini vurgulayan Aslan, bunu çok daha yukarılara çıkaracaklarını söylüyor. Aslan, “Bizim başkanımız sürekli, üyelerimize. “Ne istiyorsunuz, sizin için ne yapabilirim?” diye soruyor. Sorunları anında ilgili yerlere taşıp çözüm üretmeye gayret gösteriyor. Aynı şekilde Meclis Başkanımız Ahmet Bülent Kasap da özverili bir çalışma yürütüyor. Yönetim olarak, üyelerimizin sorunlarını çözmek için yoğun bir çalışmanın içindeyiz” diyor. İSTİB’in üyelerini korumak ve geliştirmek için büyük bir gayret içinde olduğuna işaret eden Aslan, “Dün ile bugünkü durumu mukayese ettiğinizde kat edilen mesafe kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Biz yüzde yüz, başardık demiyoruz, başarmak için çok çalışıyoruz diyoruz. Bu yüzden Başkanımız Ali Bey, sürekli üyelere sorunlarını ve önerilerini getirmesini söylüyor. Hatta onlara siz öneri getirmediğiniz müddetçe biz ne yapabiliriz, diye soruyor. Bu konuda onları çok zorluyor. Sonuçta geçmişe nazaran çok yol kat ettik. Gördüğüm kadarıyla üyelerde bir hoşnutluk da var, güven duydular, daha fazla bir çalışma içerisine

     

    İSTİB Yönetim Kurulu Üyesi Zeki Aslan:

    TÜRKİYE’DE FINDIK YAĞINI İLK KEZ BİZ ÜRETTİK

     

     

    Zeki Aslan’ın, fındık yağının Türkiye’de üretilip ülke çapında pazarlanmasında da büyük emeği olmuş.  “Fındık yağını Türkiye’de ilk kez bizim şirketimiz çıkardı” diyen Zeki Aslan, “Piyasaya fındık yağını biz tanıttık. Fiskobirlik bizden çok sonra çıkardı” diyor. Fındık yağını üretmeyi nasıl düşündüklerini ise şöyle anlatıyor Aslan: “Bizim patron yurtdışına gidip geliyordu. Dış piyasaya o dönemler fındık çok satılmıyordu. Bu fındığı nasıl değerlendirebiliriz diye sormuş yurtdışında. Tesis olsa, çok güzel fındık yağı yaparsınız, buna da kimyevi madde sanayiinin çok ihtiyacı var, demişler. O da bu öneriyi rahmetli Hacı Sabancı’ya söylüyor. O da kimyagerini çağırarak üzerinde çalışmasını söylüyor.” Fındık yağı üretilince pazarlanmasına sıra geliyor. Bu aşamada iş, Zeki Aslan’a düşüyor. O da fındık yağına piyasa bulmak için bir kimya firmasının kapısını çalıyor. Firma, Aslan’ı “Bu mal, bize çok gerekli” diye karşılıyor. Çünkü firma tekstil kimyevi maddeleri yapıyor ve bu yağı orada kullanıyor. Zeki Aslan, kendi şirketini kurduktan sonra da bu firma ile kurduğu iyi ilişkilerin sürdüğünü ve onlara fındık yağı satmaya devam ettiğini aktarıyor. Kendisini sevdirerek kurduğu ilişkiler ağı, ticaretinin ve kazancının da temelini oluşturmuş Aslan’ın.

     

    Özal’ın özellikle gıda sektöründe aşırı kâr etmek arzusunda bulunanlara karşı ithalat kamçısını daima elinde tuttuğunu kaydeden Zeki Aslan, “Sürekli denge sağlamaya çalışıyordu. Daha sonraki hükümetler, maalesef o kantarın topuzunu fazla kaçırdılar. Karşı taraf, etkinliği çabuk sağladı, bizler yetişemedik, bu sefer ağlama duvarına dönüştük. Çiller ile birlikte büyük taviz verildi. Bunlarda biri de Gümrük Birliği sürecidir. Gümrük Birliği Anlaşması ile o zaman bir gram ihracat yapamaz noktaya geldim. Dolayısıyla hep aleyhimize çalıştı” diyor.

     

    Yabancı baskısı var

     

    Gümrük Birliği Anlaşması’nın imzalanmasıyla, Avrupa’nın gıda sektöründe Türkiye’de hakimiyet kurduğunu ileri süren Aslan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “En büyük gıda devlerimiz hep onların dediği şekilde hareket etmek zorunda kaldılar. Ya, ben ne dersem onu yaparsın, ya da buraya giremezsin. Tahmini olarak söylüyorum, gıda piyasasının yüzde 60-65’i yabancı sermayenin elinde. Yani gıda sektörünün Türkiye’deki günlük cirolarının yüzde 60-65’i onların kasalarına giriyor. Onun için Perakende Yasası’na çok büyük ihtiyaç duyuldu. Bu yasanın bizim lehimize sonuçlanması gerekirdi. Öyle olsaydı hem gıda, hem de tekstil daha çok yeşerebilirdi, daha çok işi ileri götürebilirdi.”

     

    Meclis’e Kopuz’la geldim

     

    Öğrencilik yıllarından itibaren cemiyetçilik faaliyetlerinin içinde bulunduğunu belirten Zeki Aslan, “Biz çaba sarf etmesek de etrafımızdaki abilerimiz bizi hep o işlerin içerisinde görmeye çalışıyorlardı. Dolayısıyla hep içinde olduk. 7-8 sene ara verdikten sonra yeniden İSTİB’te meclis üyesi oldum” diyor. İSTİB Başkanı Ali Kopuz ile 2013’te yeniden meclise girdiğini anlatan Aslan, “Başkanımız Ali Bey, çok gayret ediyor; biz de o gayreti etrafımıza yaymaya çalışıyoruz” şeklinde konuşuyor.

     

    Çarşı, çarşı olmalı

     

    İSTİB’in son derece etkin çalışılan bir dönem geçirdiğini kaydeden Aslan, oda ve borsaların dünyayı görmeleri, dünyadaki ticaret ortamları ve çarşıları görüp Türkiye’de uygulamaları gerektiğini ifade ediyor. Çarşıların yoğunlaşmaması sebebiyle, ticaretin dağınıklaştığına dikkat çeken Aslan, bu yüzden sürekli iflasların meydana geldiğini anlatıyor. Önüne gelenin, istediği bölgede, istediği dükkanı açamaması gerektiğine işaret eden Aslan, “Burada da bir çarşı yapılıyorsa bu çarşı, çarşı olmalı. Çarşının dışında yüz binlerce toptancı, perakendeci var. Bu kadar perakendeci olması doğal mı, değil mi? İşte bunların yönlendirilmesi, belirli bir disiplin altına alınması gerekiyor” tespitinde bulunuyor.

     

    Güven duygusunu tesis etmeliyiz

     

    Türkiye’nin ve sektörlerin çözülemeyecek hiçbir sorunu olmadığını kaydeden Zeki Aslan, bunun için gerekenlerin başında güven duygusunun geldiğini belirtiyor. Aslan, “Umut verebiliyorsanız ve adam umut içerisinde bekliyorsa çok güzel şeyler olacak demektir” diyor.

     

    Teksas’a peynir satıyoruz

     

    Türkiye’nin tarımının da, tarımsal ürünlerinin de kendine has bir farklılığa sahip olduğunu ifade eden Zeki Aslan, “Tarım her yerde var, ama Türkiye’de başka. Her ülkede fasulye var, ama sizin fasulyeniz   çok farklı, sizin peyniriniz çok farklı. Burada birkaç firma Teksas’a peynir gönderiyor. Teksas’ta peynir yok mu? Var. Niye gönderiyor? Buradaki rayiha farklı, burada doğadan aldığı mineral değerleri çok farklı. İnsanlara ilaç olabilecek mineral değerler var burada” diyor.

     

    En büyük sorun: Denetimsizlik

     

    Bugün gıda sektörünün karşı karşıya kaldığı en büyük sorunun denetimsizlik olduğunu kaydeden Aslan, denetimin adının var ama kendisinin yok olduğunu söylüyor. Aslan, “Mesela ekmekte beyazlatma var. Niye beyazlatıyor, niye kimyasal koyma gereği duyuyor? Demek ki verimi düşük bir ürünü kaliteli hale getirip sunuyor. Dolayısıyla insanlar birbirleriyle kalite yarışına değil, hile yapma yarışına girmiş durumda. Maalesef hâlâ şunu göremiyoruz: Toplumlar sadece vicdanla yönetilmez, Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da zabıta vardı, denetim vardı. Denetim olmalı, Avrupa’da da var, burada da olmalı. Cezalar önleyici olmalı” açıklamasını yapıyor.

İstek, öneri, memnuniyet ve şikayetlerinizi belirtiniz.